451F

14 Ekim cumartesi Selin geleceği için oldukça heyecanlıydım. Sabah Şeyma ile ikisi bir diş hekimliği kongresine katılırken ben de okuma topluluğunun pikniğine gittim. Piknik oldukça tatlıydı, şu anda hiçbirini hatırlamadığım birkaç insanla tanıştım. Piknikten çıkıp kongreleri bitmiş olan Şeyma ve Selin’le buluşmak için Kızılay’a gittim. Birlikte Basil’e yemek yemeye gittik. Basil’de salata türü yiyecekler vardı. Kendin oluşturabiliyor ya da hali hazırda mönüde olanlardan birini seçebiliyordun. Biz başta kendimiz oluşturmaya niyetlensek de karar veremediğimizden mönüden seçtik. Yemekten sonra yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından Tatbikat Sahnesi’ne vardık. Fuaye alanı güzel döşenmişti. Oyun oldukça dinamikti. Hatta belki biraz fazla dinamikti. Sahnenin devamlı değişmesi beni fazla etkilemese de okuduğum yorumlarda bazı insanların bundan rahatsız olduğunu gördüm. Fatih Sönmez (Montag), Selin Tekman (Clarisse) bizi kendilerine hayran bıraktılar. Erdal Beşikçioğlu gerçekten de karizmatik biriydi. Oyunda en sevdiğim sahne Fatih Sönmez ve Erdal Beşikçioğlu’nun birbirlerine kitaplardan sözler söyleyerek atıştıkları sahne oldu. Keşke o sahneyi tekrar tekrar izleyebilsem. D-6,8,10’da oturduk. Sahneyi boyun ağrısı çekmeden ve net görebildiğimiz bir uzaklıktı. Aslında salon çok büyük olmadığından arkalardan da görünebilirmiş. Oyundan çıkınca Selin’i Kızılay’daki Coffeelab’e götürdük. Fazla vaktimiz olmadığından biraz oturduktan sonra içeceklerimizi alıp Ankaray’la AŞTİ’ye gittik. Selin’i uğurlamak günü en yürek burkucu kısmıydı. Üçümüzün bir arada olduğu çok güzel bir gündü. Umarım yakın zamanda tekrar görüşürüz.

Ravioli

Şeyma ile Ravi isimli bir yerde iftara gitmek için sözleştik bugün, sonrasında da tatlı yeriz dedik. Ravi’nin; dolu olması sebebiyle kapısından çevrildiğimiz, rezervasyon yaptırmak istediğimizde yapmadıklarını öğrendiğimiz, uzunca bir süredir de gitmek istediğimiz tatlıcının yanında olması bize de sürpriz oldu. Mekanın isminden yola çıkarak ravioli yememiz gerektiğini düşündük ve patlıcanlı, ıspanaklı ve beş peynirli çeşitlerinden beş peynirli olanı yemeyi seçtik. Daha önce ravioli yememiştim. İçinde ve üzerinde peynirler olan soslu dikdörtgen hamur parçaları. Böyle yazınca biraz tuhaf oldu ama tadı güzeldi aslında. Fazla peynirden bayılmadık ya da hamur rahatsız etmedi bizi. Tekrar mutlaka yerim ama sıklıkla canımın isteyeceğini sanmıyorum. Yan tarafı kontrol edip boş yer olduğunu gördükten vakit kaybetmeden tatlımızı yemeye gittik. Günler sonra kavuştuğumuz brownilerimizden ikimizin de memnun kaldığını söyleyebilirim, yanındaki çaydan da tabii. Brownienin keki sıcak ve yumuşacıktı, üstüne dökülen çikolata da tatlı ihtiyacını fazlaca karşılıyor, çileklerse tadı yumuşatarak tatlıyı dengeliyordu. Tatlıdan sonra dışarıda bekleyen insanları da düşünüp fazla oturmadan kalktık. Daha önce gittiğimiz tatlıcıların da önünde uzunca kuyruklar vardı. Evet tatlılar çok güzel ama kuyruk oluşturacak kadar mı, emin değilim. Yürürken dolaşmak için birkaç dükkan aradık. Pazar olduğundan mı, ramazan olduğundan mı yoksa her zaman böyle durgun mu oluyor bilmiyorum ama saat on bile değilken neredeyse açık dükkan kalmamıştı. Bulduğumuz birkaç yeri gezdikten sonra yine çok faydalı bir alışveriş yaparak telden kedi kulaklı taç aldık. Gezecek ve yapacak bir şey kalmadığından emin olduktan sonra ayrıldık. Benimse aklım pinokyoda kaldı.