100

Cumhuriyet. Cumhuriyet bugün 100 yaşına bastı. Bir asır. Hem oldukça uzun bir zaman hem de daha başındayız yolun. Bazı aksaklıklar yaşıyor olsak da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalacağına olan güvenimiz ayakta tutuyor bizi. Ayakta kalmak için daha sıkı tutunmalıyız birbirimize. Dayanışmalı, yardımlaşmalı, bir olmalıyız. Bu yıl yaşanan olaylarda istediğimiz zaman ne kadar güzel olabileceğimizi gördük. Kötü şeyler yaşanmasına gerek yok bir olmamız için. Güzel günlerde de gelebiliriz bir araya ya da sıradan günlerde. En çok da cumhuriyetimizin yüzüncü yaşında. Çeşitli şehirlerde çeşitli kutlamalar yapıldı. En çok coşkuyu burada, Ankara’da hissetmek isterdim. Ama öyle olmadı. Yine de cumhuriyetin yüzüncü yılına şahit olabilmek çok güzeldi. Atatürk’ün mirasına sahip çıktığımız nice yüz yıllara ulaşmak dileğiyle…

Bugün katılmak istediğim birçok etkinlik vardı. Ancak bir hafta içinde hepsinin biletleri tükendiğinden hiçbirine gidemedim. Ben de Emre, Peri ve Osman Efe ile birlikte okulda yapılan kutlamaya katıldım. Saat 17.00’de Türk bayrağını önünden aşağı doğru yürümeye başladık. Biyolojinin yanındaki tünelden geçerek Atatürk heykeline ulaştığımız yoldu bazı senkronizasyon problemleri olsa da İzmir Marşı, Gençlik Marşı gibi marşlara eşlik ettiğimiz, “Ne mutlu Türk’üm diyene!”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” naraları attığımız coşkulu bir yürüyüşün ardından heykelin önünde bir çember oluşturduk. Gösteriler saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. Rektör kendisine yarım saat önce haber verildiğini söylediği keşke daha önceden haber verilseymiş dedirten bir konuşma yaptı. Küçükler -sanırım ortaokul konservatuar ve dil ve konuşma terapisindeki çocuklar- korosu birkaç marş söyledi. Konservatuar öğrencilerinin üflemeli çalgılarla bir dinletisi oldu. Tango ve vals gösterisi yapıldı. Vals gösterisi bir Cumhuriyet balosuna katılıp vals yapma isteğimi kabarttı. Tabii bunu için vals yapmayı öğrenmem gerek. Sonra halk oyunları ekibi dans ettiler, vurmalı çalgılarla eğlenceli bir gösteri yaptılar. Oldukça keyifli bir kutlama gerçekleşti.

451F

14 Ekim cumartesi Selin geleceği için oldukça heyecanlıydım. Sabah Şeyma ile ikisi bir diş hekimliği kongresine katılırken ben de okuma topluluğunun pikniğine gittim. Piknik oldukça tatlıydı, şu anda hiçbirini hatırlamadığım birkaç insanla tanıştım. Piknikten çıkıp kongreleri bitmiş olan Şeyma ve Selin’le buluşmak için Kızılay’a gittim. Birlikte Basil’e yemek yemeye gittik. Basil’de salata türü yiyecekler vardı. Kendin oluşturabiliyor ya da hali hazırda mönüde olanlardan birini seçebiliyordun. Biz başta kendimiz oluşturmaya niyetlensek de karar veremediğimizden mönüden seçtik. Yemekten sonra yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından Tatbikat Sahnesi’ne vardık. Fuaye alanı güzel döşenmişti. Oyun oldukça dinamikti. Hatta belki biraz fazla dinamikti. Sahnenin devamlı değişmesi beni fazla etkilemese de okuduğum yorumlarda bazı insanların bundan rahatsız olduğunu gördüm. Fatih Sönmez (Montag), Selin Tekman (Clarisse) bizi kendilerine hayran bıraktılar. Erdal Beşikçioğlu gerçekten de karizmatik biriydi. Oyunda en sevdiğim sahne Fatih Sönmez ve Erdal Beşikçioğlu’nun birbirlerine kitaplardan sözler söyleyerek atıştıkları sahne oldu. Keşke o sahneyi tekrar tekrar izleyebilsem. D-6,8,10’da oturduk. Sahneyi boyun ağrısı çekmeden ve net görebildiğimiz bir uzaklıktı. Aslında salon çok büyük olmadığından arkalardan da görünebilirmiş. Oyundan çıkınca Selin’i Kızılay’daki Coffeelab’e götürdük. Fazla vaktimiz olmadığından biraz oturduktan sonra içeceklerimizi alıp Ankaray’la AŞTİ’ye gittik. Selin’i uğurlamak günü en yürek burkucu kısmıydı. Üçümüzün bir arada olduğu çok güzel bir gündü. Umarım yakın zamanda tekrar görüşürüz.

Başkent Kültür Yolu

Kültür Yolu Festivali kapsamında katıldığımız ilk etkinlik Tamamen Doluyuz adlı tiyatro oldu. Küçük Tiyatro U16/18 numaralı koltuklarda balkondan -yerimiz oldukça güzeldi, bir dahakine balkonun ön tarafları tercih edilebilir- izlediğimiz Tamamen Doluyuz İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen oldukça eğlenceli bir oyundu. Oyunda asıl mesleği oyunculuk olan ancak lüks bir restoranda rezervasyon görevlisi olan Sam’in başından geçenler anlatılıyordu. Sahnede tek bir oyuncu olsa da birçok oyuncu da sesi ile katılım sağladı.

İkinci etkinliğimiz Ferhat Göçer konseriydi. Tuna’nın küçükken severek dinlediği Göçer’in Millet Bahçesi’ndeki ücretsiz konserine gittik. Konser alanı beklediğimizden çok daha az kalabalıktı. Biz alanın içine girmeyip parktaki banklardan birine oturduk. Konser söylenen saatten biraz geç başladı. Şarkılar söylendikçe birçoğunu bildiğimi fark ettim. Ayrıca kendi parçası olmayan birçok güzel parça da seslendirdi. Çokça keyif aldığımız bir konser oldu.

Üçüncü etkinliğimiz Cantiamo Insieme – Birlikte Söylüyoruz. Amadeus’tan beri bu anı bekliyorum. Nihayet bir opera izleyeceğim için oldukça heyecanlıydım. Heyecanlandığım kadar da varmış. Ağzım açık dinlediğim, Ezgi Görkem Yıldırım’a hayran kaldım, Ezgi Karakaya da söylendiği kadar varmış, muhteşem bir ses. Özellikle Tuğba Mankal ile söyledikleri Norma Operası’ndan Düet’e bayıldık. En kısa zamanda Ezgi hanımları dinlemek için Maskeli Balo’ya da gitmeyi düşünüyoruz.

Dördüncü etkinliğimiz Carl Orff – Carmina Burana – Devlet Çok Sesli Korosu. Koro muhteşemdi. Solistler arasında Görkem Ezgi Yıldırım’ı görmek de bizi ayrıca mutlu etti. Sahnenin sol tarafında bir de çocuk korosu vardı, çok tatlılardı. Bu tarz konserlere yeni yeni gittiğimden yalnızca ne kadar beğendiğimle ilgili şeyler yazabiliyorum. Aslında belki de yazılacak çok şey var. Belki ilerleyen süreçte daha eleştirel yaklaşabilirim.

Beşinci ve son etkinliğimiz de Canto Orkestrası ile Eskimeyenler. Okulun başlamasından bir gün önce gittiğimiz bu etkinlik içlerinde en ilginç olanıydı. Diğer etkinlikler ile ilgili önceden bilgi sahibiyken bunun açıklamasında yalnızca etkinlik adı yazdığından ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorduk. Orkestranın Hawaii tipi çiçekli gömlekle gelip solistlerin smokin ve payetli kıyafetlerle çıkmasından çeşitliliği anlamalıydık. Birkaç eski Türkçe şarkı söylediler, Fransızca ve İspanyolca şarkılar söylediler, Beethoven ödüllü bir opera sanatçısını sahneye davet edip opera söylediler, bir ara ramazan davulu çaldılar. En ilginciyse opera söylenirken “Hep birlikte!” deyip bizden karşılık beklemeleriydi. Tatilin son gününde çok çeşitli, güzel bir etkinlik oldu.